27 Şubat 2011 Pazar

TÜRK ARAŞTIRMACIYA ÖDÜL

New York’taki Albert Einstein Tıp Fakültesi Genetik Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Ertuğrul Özbudak, embriyon gelişimi sırasında meydana gelen omurga bozukluklarının genetik sebeplerine yönelik araştırması ile 2011 yılı Alfred P. Sloan Vakfı Araştırma Bursu’nu kazandı.

Bugüne kadar bu çok özel bursu kazananlardan tam 38 tanesi, Nobel Ödülü’nün de sahibi oldu.
Alfred P. Sloan Vakfı, 1955 yılından beri her yıl, A.B.D. ve Kanada’da Kimya, Bilgisayar Mühendisliği, Ekonomi, Matematik, Moleküler Biyoloji gibi alanlarda araştırmalar yapan öğretim üyelerine burs veriyor. Bu çok özel bursu kazanan öğretim üyelerinden 38 tanesinin sonraki yıllarda Nobel Ödülü’nü de alması bursun önemini daha da ortaya çıkarıyor.

54 üniversiteden 118 kişi yarışıyor
Yrd. Doç. Dr. Ertuğrul Özbudak, Yeshiva Üniversitesi’ne bağlı Albert Einstein Tıp Fakültesi’nden şimdiye kadar moleküler biyoloji alanında bu bursa layık görülen dördüncü araştırmacı. Bu yıl 54 farklı üniversiteden 118 öğretim üyesine verilecek olan 50’şer bin dolarlık Alfred P. Sloan Vakfı Araştırma Bursu kazananlardan biri olan Özbudak, moleküler biyoloji dalında yarışan 12 araştırmacı arasında. Vakıf, gelecek hafta tüm kategorilerden ödül alan öğretim üyelerini New York Times Gazetesi’nde duyuracak.

Her bin çocuktan 5’inde görülüyor
Ünlü bilim adamı Albert Einstein’ın desteği ile kurulan ve onun adını taşıyan Yeshiva Üniversitesi’ne bağlı Tıp Fakültesi’nde çalışmalarını devam ettiren Özbudak, şu açıklamayı yaptı: “Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüsü’ne göre, doğan her bin çocuktan beşinde az ya da çok omurga bozukluğu var. Yaşlandıkça, doğal olarak, bu oran artıyor. Fizik tedavi ile geçici rahatlık sağlanabilir fakat rahatsızlık bu tedaviyle tam ve kalıcı olarak çözülmez. Bu bozukluklara sebep olan gen mutasyonlarının bulunması çok önemli. Benim çalışmalarım da bu yönde.”

HABER : INBİOX Türkiye

26 Şubat 2011 Cumartesi

... & Ben.



Benim için en önemli ve verimli olduğu şu günleri çok güzel bir şekilde atlatmak için kendime biraz daha çeki düzen vermem lazım. Özellikle son sınıfa yaklaşmış olmanın vermiş olduğu heyecan ve bununla birlikte gelen korku etrafımı dört bir şekilde sarmış durumda. Bunun yanısıra, yapmak istediğim bazı önemli işlerinde bu zamana denk gelmesinin yanında çalışıyor olmanın da vermiş olduğu 'hayatın hızlı akma' durumu beni bir hayli yoruyor olsada en çok istediğim şey tüm bunların sonunda istediklerime kavuşup mutlu olmam tabiki.

Bu yorucu tempoyu bir nebze olsa hafifletmek için yanımda olan ve bana destek veren öyle güzel insanlar var ki, bu kişilerin sayesinde yorulmayı unutup dahası kendime daha da çok güvenim geliyor. Benden birşeyler beklemenin dışında, senin daha iyisini yapabileceğini söyleyerek kendime önemli ölçüde  inanç ve güven katmamı sağlıyorlar.
                           

Bu durumun bana ayrıca kazandırdığı bir tecrübe varki o da şu- insan en başında arkadaşlarını çok doru bir şekilde seçmelidir... Hayatın akışında 'arkadaş' dediğin insanlarla o kadar çok vakit geçiriyorsun ki bir süre sonra görüşmesen bile onların seni aynı şekilde düşünerek yanında olması ve arayıp sorup destek olması 'arkadaş'lığın öneminin çok büyük olduğunu gösteriyor. 
Bir süre sonra baktığında ise tüm 'arkadaş' dediğin insanların bu şekilde olmaması insana üzüntü verse de ^^kalıcı^^ arkadaşlık  mutlu ediyor insanı...

Bu güne kadar benim yanımda bana özellikle verdikleri destekle beni çok mutlu eden aileme, ve kalıcı 'arkadaş' olarak gördüğüm yakın dostlarıma söyleyecek söz bulamıyorum...

İYİ Kİ VARSINIZ.

21 Şubat 2011 Pazartesi

21.02.2011

Geçen sene >'bugün'< ne yaptığımı yada neler düşündüğümü bilmiyorum ama gün itibariyle 21.02.2010 tarihinin benim için çok önemi var. Kendim için ve dahası kariyerim için bişeyler yapmam açısından fazla görüş ve öneri aldığım bu günde kendime çok şey kattım.


6 aylık çabalarımın meyvesini aldığım bugün, aslında herşeyin sadece bir başlangıcı... Bu başlangıç beni daha çok tetiklemeli ve hırslanmalıyım.

Ben kendi açımdan tabiki de elimden geleni yapıyorum ama yanımda ''çok'' değer verdiğim insanların bulunması da  beni daha mutlu ediyor.~~ Hiç şüphe yok ki bende onlar için elimden geleni yapacağımı onlarda biliyorlar. ~~

Benim bu gibi günleri birdaha yaşamam için istekli olmaya devam...
Unutmyın, beni ben gibi gördüğünüz için sizi çok SEVİYORUM...(onlar kendini biliyor)

AdiL..

28 Ocak 2011 Cuma

Bir Öğrencinin Genetik Bilimine Girişi ...

Biyoloji, Biyomühendislik, Moleküler Biyoloji ve Genetik... Bu bölümlerden en spesifik olanı MBG olsa da Biyomühendislik ve Biyoloji bölümünde okuyan öğrencilerin de Genetik bilimine yaptığı katkı göz ardı edilemez.

Aslında bu konuda verilebecek en güzel yanıt , herhangi bir öğrencinin bu bilim dalını sevmesi ve buna ilgi duyarak elinden geldiği kadar biraz çaba göstermesidir.

İlk olarak okuduğu bölümlerde laboratuarı gören öğrenci milleti, o ilk heyecanıyla çok şey yapmak istiyor ne yazık ki... Fakat her nedense eline bir pipet bile alması onu kendinden geçirmeye yetiyor hatta artıyor ile en başlarda. Bundan sonra ki çeşitli deneylerde yeterli bilgileri kendi çapında ve istedii gibi edinip yürümek istediği yolda emin adımlarla hedefine ulaşmaya çalışıyor. Tabi bunlar sadece öğrenciye yeterli mi? Hayır. Staj yaparak daha fazla tecrübe edinip neyin nasıl yapıldığını görerek 'kendi' olmak istiyor resmen ...
Artık asıl konuya gelmek lazım. Genetiğe giriş/\

Moleküler Biyoloji ve daha sonra Genetik gibi derslerle teorik bilgi sahibi olan öğrenci bunun uygulama alanlarına nasıl başlyor sizce?
İlk olarak Genetik biliminin temelini oluşturan en önemli mekanizmayla... PCR(Polymerase chain reaction). Küçücük oligonükleotitler kullanarak belirlemek istediği gen bölgesini milyonlarca çoğaltıp DNA parçaıkları elde ediliyor. Bu işlemi önce DNA 'larını izole ediyorsun ve yaparken kullandığın malzemeleri görüp şaşırıyorsun en başında ,ama zaman ilerledikçe bu işlemin ne kadar önemli olduğunu anlıyorsun.


Bu işlemden sonra çok fazla sayıda elde ettiğin DNA parçacığını görmek istemez mi öğrenci... Sıra geliyor ki bu DNA'nın jelde görüntülenmesi işlemine(ilk görüş çok heyecanlı).

Önce güzelce tarak yerleştirmeyi ve daha sonra özenle hazırlamayı ögreniyorsun 'Jeli'. Agarosunu kaynatıp Etidium Bromür'ünü ekleyip donmasını bekleme aşaması bile ilk kısımda heyecan verici. Daha sonra elde ettiğin DNA'ları o küçük taraklara yüklüyosun ve yürütme işlemini bir güzel yaptıktan sonra ultraviyole ışık altında o görüntüyü görüyorsun...




Bu kadar işlemle sadece PCR işleminin çalışıp çalışmadığını ve elde ettiğin DNA'nın baz dizisinin ne kadar olduğunu görebiliyorsun ama işin bundan sonra ki kısmıda var. Genotip öğrenmek için bide Enzim kesimi yapıp homozigot u heterozigot mutant mı oldugunu görmek daha heyecanlı. PCR ürününü o bölgeyi spesifik olarak tanıyan bir kesim enzimi kullarak çok rahatlıkla Genotip analizi yapabiliyorsun.

Enzim kesimi işleminde PCR ürünü ve enzimle ( Buffer'sız  olmaz bu işler :D ) bir mix yapıp 20 saat inkübasyona bırakınca sevgili enzimimiz kendi başına bu işlemi yapıyor ve siz bu ürünüde yine agarose jele yükleyip bantların yerleşimini görebiliyorsunuz.


Bu kısım Genetik biliminin temelini oluştursa da şu an teknolojinin ilerlemesiyle diğer bilim dalları gibi Genetik bilimi de baya yol katetti diyebiliriz.
Bunu en iyi ve tek örneği Light Cycler 480 cihazı. Bu cihaz genotipleme ve dizi analizi dışında expresyon işleminide çok kısa sürede yapabilen mükemmel bir cihaz. Öyle ki, plate'e yerleştirdiğin 96 örneğin genotip veya expresyonunu en fazla 1 saat 15 dk gibi kısa bir süre içerisinde analizi yapıp verebiliyor.

Tabi  bunu ilk defa gören bir insan neden o kadar PCR işlemi yapıp jel yukledğini , daha sonra enzim kesimi yaptığını merak ediyor ama dediğimiz gibi bunlar Genetik bilimi için bir TEMEL oluşturuyor.

Bu işlemlere başlamada benim üzerimde teorik bilgilerde etkili olan Y.T.Ü. Biyomühendislik bölümünden Doç. Dr. Dilek Turgut Balık'a  , daha sonra  deneyesel ve pratiksel çalışmada her türlü desteğini esirgemeyen Çapa Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı Enstitüsü, Moleküler Endokrinoloji ve Genetik Lab.'ndan Biyolog Dr. Fatmahan Atalar'a ve asistanlarım Gökçe Akan  ve Tuğba Tarhan'a ,ortak projede birlikte çalıştığım ve primer dizaynı gibi çeşitli konularda yardımını esirgemeyen Sabancı Üniversitesi Biyoloji Bilimleri ve Biyomühendislik Bölümünde doktora yapan Ayça Tekiner'e teşekkürü bir borç bilirim.

Adil ÇOLAK

sen mi? , ben mi? , GEN mi ...

sen mi? , ben mi? , GEN mi ...
%1lik fark olsada... ne denebilir ki?

Followers

Flickr